Vatan Partisi = İşçi Partisi - Bekir Öztürk

İçeriğe git

Ana menü:

Makaleler

VATAN (İŞÇİ) PARTİSİ HAKKINDA

İşçi Partisi nihayet doğru bir adım attı. Ancak bu adımı AKP
den kurtulmak adına atılmış bir adım olarak görmek fazlasıyla iyimserlik olur. Zira Vatan Partisi görünümlü İşçi Partisinin yakın vade de Türkiye siyasetinde etkin bir güç olması mümkün gözükmüyor. CHPye küsenler, MHPden kovulanlar için bir alternatif olabilir mi? Elbette ki bu mümkün. Ama o kadar!

Biliyorum İşçi Partisinde siyaset yapan,  İşçi Partisine sempati ile yaklaşan çok sayıda arkadaşım, bu yazıdan sonra beni acımasız şekilde eleştirecek, belki de bir kaçı ile aramızdaki arkadaşlık-dostluk hukuku yara alacaktır. Ancak bütün bunlar olacak diye önümüzdeki gerçeği de saklayacak değilim. Unutmamak gerekir ki, toplumun kaderini iyi ya da kötü yönde etkileyecek konularda insanların testi kırılmadan önce bir takım şeyleri söylemesiyle, testi paramparça olduktan sonra söylemesi arasında çok ciddi fark vardır.

Her şeyden önce İşçi Partisini modern bir tarikat olarak gördüğümü ifade edeyim.
Sayın Doğu Perinçek ile aynı davadan yargılanmamız sebebi ile bir tanışıklığımız var. Bir mücadele adamı olarak kendisini takdirde ederim ancak bu duygu ve düşüncelerim, İşçi Partisi üyeleri ile kendisinin arasındaki bağın şeyh-mürit ilişkisi olduğu gerçeğini söylememe engel değildir.

Partilerinin isminden tutun, sembollerine kadar bir dizi eleştiriyi kendisinin de bulunduğu ortamlarda İşçi Partisinin üst düzey yöneticilerine karşı yüz yüze yapan bir insan olarak, bu yazıyı, onları karalamak adına değil, onlara bel bağlayan insanlarda gelecekte oluşması muhtemel pişmanlıklara engel olmak adına yazıyorum.

Bir kere bildiğimiz İşçi Partisi
nin tabelasını söküp, yerine Vatan Partisi tabelasını asmakla, eskiden milliyetçi olan, son bir kaç yıl içinde çeşitli nedenlerle İşçi Partisine yakınlaşan, onların yayın organlarında programlar yapan, yazılar yazan, bu program ve yazılarda (mecburen) İşçi Partisi ve Doğu Perinçek propagandası yapan bir kaç kişiyi yönetime serpiştirmekle kırk yıllık İşçi Partisi, Vatan Partisi olmaz.

Benim ne kadar uzlaşmacı olduğumu, bu ülkeye ihanet edenler dışında herkes ile beşeri çerçeve de ilişki gerçekleştirmeye açık bir insan olduğumu beni tanıyanlar çok iyi bilir. Senelerdir sağ-sol gibi dış kaynaklı bölücü kavramları reddettiğimi de her fırsatta dile getiririm. Bu reddedişin bir gereği olarak insanları asla sağcı solcu diye işaretlemem, onlarla ilişki kurmakta tereddüt etmem.

Serhan Bolluk gibi benimle bile geçinemeyecek kadar radikal bir “solcu” yu  önce “asla bir partinin arka bahçesi durumuna gelmemesi gerektiği” kuruluşunda yüksek perdeden ifade edilen “Milli Merkez”de ki %70
lik İşçi Partisi kontenjanından yönetime almak, sonra Vatan Partisine yönetici yapmak nasıl açıklanabilir. Bu gün Vatan Partisinin yönetiminde ideolojisine mesafeli kaç tane yeni yüz vardır ve bu insanların siyasetteki ağırlığı nedir? Bu insanlardan kaçı İşçi Partisine ya da yeni adı ile Vatan Partisine, yayın kuruluşlarında boy göstermek, tanınmak adına katılmamıştır.

Yarın Vatan Partisi
nin ne olacağını öngöremeyenler bence, aynı büyük iddialarla kurulan  “Milli Merkez” in bu gün ne durumda olduğuna baksınlar.

Gelelim işin oy alma ve iktidara gelme boyutuna.  

Eğer birileri “Vatan Partisi AKP
den oy alacak” iddiasındaysa, onu derhal tedavi ettirmek gerek. O halde bu hareket, AKP' den arta kalan % 55lik pastadan pay almak için kurulmuştur diyebiliriz. Oysa bizim sorunumuz AKPden arta kalan % 55i kimin alacağı değildir. Bu haliyle Vatan Partisi sandığa küsen CHPliler ya da diğer kesimler için bir seçenek olabilir. Oysa gerçekte bir sinerji olabilmesi için İşçi Partisinin kendisine en yakın parti olan CHP'ye kayıtsız şartsız katılması gerekirdi. Vatan için fedakarlık yapmaksa buyurun size seçenek!

Ben İşçi Partisinin CHP
ye katılmamasını ne kadar yanlış buluyorsam, CHPnin başta Doğu Perinçek olmak üzere bir kaç İşçi Partiliyi Milletvekili seçtirmemesini de o kadar yanlış buluyorum.  Şimdi İşçi Partili arkadaşlar hoplayacak biliyorum ama tüm yönetimi dama atılan, her türlü mağdur olan, elinde televizyon kanalı,  gazeteler, dergiler bulunan, TGB gibi bir enerji bulunan bir parti genel başkanını dahi milletvekili seçtiremiyorsa, İşçi Partisi ortaya çıkardığı onca enerjiye rağmen BBPden daha az oy alıyorsa, ortada büyük bir samimiyet sorununun varlığını kabul edip, kendisine yakın bir siyasal organizmaya ilhak etmelidir. Mevcut yapı göz önüne alındığında İşçi Partisi için tek seçenek vardır.  CHP ile işbirliği ya da entegrasyon. Peki onlar ne yapıyor... Varlıklarını CHPye bağlı gördüklerinden AKPyi eleştirmediği kadar CHPyi eleştiriyor.

Bazı arkadaşlarım Doğu Perinçek
in “bu oluşuma başkaları önderlik etsin” diye ısrar ettiğini, ancak ısrarla Doğu Beyin Genel Başkan yapıldığını ifade ediyor. Bu bilgi doğruysa bu durum ancak “şeyh uçmaz, mürit uçurur” özlü deyişi ile açıklanabilir.

Öte yandan ben çok iyi bilirim ki, İşçi Partililerin alayında “Dünyanın İşçi Partisinin etrafında döndüğü” şeklinde bir hastalık vardır. Onların anlatımlarına bakılırsa, İşçi Partisi her seçimde birinci parti olacaktır ama gelin görün ki yüzde bir bile oy alamazlar.

Tayyip Erdoğan
ın Türk Milletinin tepesine musallat olmasında İşçi Partisinin örtülü desteği inkar edilemez. Son gün Doğu Perinçekin oy kullanmak için sandığa gideceği şeklindeki mesajı ne kadar insan üzerinde etkili olmuştur bilemiyorum ama seçim gününe kadar gerek Aydınlık Gazetesi, gerekse Ulusal Kanalın yayınlarıyla insanları sandığa gitmemek yönünde motive etmesi, Doğu Perinçekin ifadesiyle “Tayyip Erdoğanı köşke taşıyan yola kırmızı halı döşemekti.”

Başımıza bir diktatörün gelmesine bu denli katkı sağlayan, onun yollarına kırmızı halı döşeyen bir hareketin, o diktatörün hakimiyetine son vermek adına ideolojisini bir yana bırakıp, “vatan için” ideolojisi ile zıt insanları kucaklayan bir yapı oluşturduğu iddiasına inanmamız bekleniyor. İnanıyor muyuz? Şahsım adına ben inanmıyorum. Halit Kakınç
ın Soner Yalçına verdiği cevapta ifade ettiği gibi; “bu ittifaka karşı değilim ama inandırıcı değil.”

Başa dönecek olursak, İşçi Partisi doğru bir adım atmıştır, ancak bu adımın bizi doğru yola götürüp götürmeyeceği uzun vadeli bir samimiyet ve inandırıcılık testinden sonra anlaşılacaktır.

Bekir Öztürk / 19 Şubat 2015

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön