Türkiye Suriye Olur mu? - Bekir Öztürk

İçeriğe git

Ana menü:

Makaleler

CEMAAT - AKP KAVGASINDA ATIN İNTİKAMI

Bundan beş yıl önce “Türkiye Malezya olur mu” tartışmaları yapılıyordu. Türkiye’nin nereye doğru gittiği sorusuna verilen cevapta da her konuda olduğu gibi üçe beşe bölünüyorduk. Son yıllarda giderek derinleşen muhafazakarlaşma göstermiştir ki Türkiye değil Malezya, Suudi Arabistan bile olabilir.

Eğitim sisteminde yapılan değişiklikler, AKP’nin her icraatını “Allahın emri” kabul eden kalabalıkların sağlam duruşu, iktidarın bu güne kadar sinsi ve derinden yürüttüğü kurum ve kuruluşları ele geçirme politikalarının başarıyla tatbik edilmesi Türkiye üzerinde planlar yapan çevrelerin sinsi planlarını gerçekleştirebilmeleri konularında net fikir vermektedir.


Son yıllarda yaşanılan kutuplaşmalar, yönetilen davalar üzerinden sürdürülen hesaplaşmalar ve bütün bu süreçlerin yarattığı bölünmüşlük hali daha tehlikeli bir durumu işaret etmektedir. Bu tehlikeli durum Türkiye’nin Suriye olması ihtimalidir.


Peki, Türkiye Suriye olur mu? Olursa bu bölünmüşlük ve düşmanlık iklimi kimleri nereye sürükler? Kimler kime karşı ne yapar? Türkiye bu duruma ne kadar direne bilir?


Belki de şeytanın avukatlığı olacak ama bu yazılanları mevcut çatışma iklimini yaratanlardan iklim gereği sağa sola evirilenlere kadar irili ufaklı bütün zevat göz önünde bulundurulmalı.
Libya, Mısır, Lübnan, Umman, Yemen, Tunus ve nihayet Suriye de son iki yılda yaşanılanları birkaç yıl önce kimse tahmin bile edemezdi.


Bu ülkelerde yönetim son iki yılda değişmemişti. Yıllardır süregelen halkın önemli kısmının kabullendiği bir yönetim anlayışı vardı. (Tıpkı Türkiye’de ki % 50 gibi) Emperyalizm her nedense Arap Ülkeleri arasında en iğrenç yönetim olan Suudi Arabistan’ı bırakıp anılan ülkeleri hedef almıştı.


ABD’nin taşeronları daha birkaç ay önce ev gezilerine gittikleri Arap Liderlerini bir numaralı düşman ilan ediyorlar, Arap Ülkelerindeki muhalif gruplara büyük maddi destek veriyor, dostlarına sıkılmak üzere muhaliflerine silah ve mühimmat sağlıyorlardı.


ABD’nin Ortadoğu’da ki planlarının gerçekleştirilmesi konusunda ABD’den daha istekli tutum içine giren ufuksuz siyasi liderler sıranın yakında Türkiye ye dolayısıyla kendilerine gelebileceğini hesap edemiyorlar.


Oysa görünen odur ki, Suriye’den sonra sırada İran ve sonrasında Türkiye vardır. Belki de “Arap Baharı” nda izlenen yol Türkiye için uygulanmayacaktır. Ancak Türkiye yakında mutlaka hedef alınacaktır. Hatta belki de şu anda Şemdinli de yaratılanda budur. Düşünün ki bir grup “muhalif” ! Ülkede isyan bayrağı açıyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri doğal olarak bunlara gerektiği gibi karşılık veriyor.


Bu olay Suriye de yaşandığında bizdeki çapsızlar ne diyordu. “Kendi ülkesinde yaşayan insanlara karşı, kendi şehirlerini bombalıyor.” Şimdi biz Şemdinli de aynısını yapmıyor muyuz.


Peki daha ziyade “vur kaç” tarzında saldırılarda bulunan PKK’ya ne oldu da şimdi daha önce örneği görülmemiş şekilde günlerdir, hatta bir aya yakın süredir orada Suriye benzeri bir çatışma ortamını sürdürüyor. Hangi güçle, hangi silahla, daha da önemlisi hangi stratejik ortağımızın desteğiyle.


Daha birkaç gün önce bölücü örgütün TBMM’deki siyasal kanadının lideri bazı yerlere askerin giremediği şeklinde bir beyanatta bulundu. Ve bu konuda bir yetkili çıkıp hasss…r diyemedi. CHP heyeti bir süredir Şemdinli’de ne olup bittiğini araştırmak üzere bölgede görevliydi. Orada yapılan incelemeye göre İktidarında BDP’nin de tam olarak gerçeği söylemediklerini beyan ettiler.


Bütün bunlar göstermektedir ki Türkiye’ye Irak’ta kurulan ve Türkiye’nin de tanıdığı “Irak Kürdistanı” ile Suriye’de benzer şekilde kurulmaya çalışılan “Suriye Kürdistanı” ile birlikte Türkiye’nin güneydoğusunda “Türkiye Kürdistanı” kurulması konusunda baskı yapılacak. Bu iş için şu andaki hükümetten daha elverişli bir doku buluna bilir mi? ASLA!!


Peki, bunu bilmesine Obama neden masa altından sopa göstermiştir gelin buna kafa yoralım.
Her ne kadar bu hükümet bu işi kendi rızasıyla yapacak nitelik ve nicelikte olsa da, bir dahaki seçimde sandığa gömülmekten korkar ve daha önce “Resmi ideolojisi” diyerek küçümsedikleri tavrı takınırlar diye endişe ediliyor. Zaten ellerine yüzlerine bulaştırdıkları “Açılım” sürecinden hemen sonra benzer bir tavır sergilenmeye başlanmıştı. Halen kameralar karşısında nadiren Kürt ağzıyla “çözüm” den bahsedilse de liboşların deyimiyle “güvenlikçi” politikalar ve söylemlerden vazgeçemiyorlar. Ve bu tavrın Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletinin çıkarları adına sergilenmediği, bir dahaki seçimlerde iktidara gelememe kaygısı nedeniyle içlerine sinmese de bu şekilde davrandıkları bilinmekte.


Peki gösterilen sopaya rağmen siyasal iktidar “Resmi İdeoloji” yi sürdürmek istedi ve ABD, Türkiye’yi de “Arap Baharı” kapsamına aldı diyelim. Türkiye de neler yaşanır bir simülasyon yapalım.


Önce kolluk güçlerini bir birine düşüren ve zaafa uğratan provokasyonlar yaşanır. Büyükşehirlerde ve Güneydoğu da denetimsiz bölgeler oluşturulur. Bu bölgelerde bir birine düşman edilen Asker ve Polis güçlerinin sivil destekçileri birbirlerine karşı mobilize edilir.
Zaten Bağımsız Kürdistan hayaliyle yanıp tutuşan ve Türkiye’nin zayıf anını kollayan bölücü Kürtçülük akımı sıkı şekilde taban tutar. ABD ve AB üyelerinin desteği ile Güneydoğu’da da kurtarılmış bölgeler yaratılır.


O tarihe kadar süreceği belli olan davalar, haksız mesnetsiz tutuklamalar ve istibdat süreci nedeniyle radikalleşen çevreler, kimden hangi amaçla geldiği belli olmayan silah ve mühimmatlarla içinde bulundukları sürecin hazırlayıcısı, uğradıkları mağduriyetlerin sorumlusu olduğunu düşündüğü kişiler başta olmak üzere onlar gibi düşünenleri hedef alacak eylemler yaparlar.


Emperyalist güçler el altından iki tarafı da birbirine karşı kışkırtacak, hatta ikisi adına karşı tarafı hedef alan eylemler yapar ve bu eylemler artık kışkırtılan gruplar tarafından sürdürülsün diye iki tarafı da silahlandırır.


Bir taraf kendisine polisi, diğer taraf askeri yakın görür. Asker ve polis içindeki kutuplaşmalar da değerlendirilir ve onlarında kendi içlerinde bölünmesi, çatışması sağlanır.


Çeşitli haber ajansları tıpkı Suriye de olduğu gibi olay mahalline hiç gitmeden “Muhalifler hükümet güçlerine saldırdı, çok sayıda ölen ve yaralanan var” haberleri yapar. Başka bir gün yine oturdukları yerden “Hükümet güçleri sivil halka saldırdı yüzlerce ölü var” şeklinde haberler yapar.


Yapılan bu tipte haberler kitlelerin birbirine karşı zaten var olan kin ve intikam duygularını zirveye tırmandırır ve çok daha radikal eylemler yapılmasına neden olur.
Birkaç ay sonra gerek Asker gerekse Polis silah ve mühimmat yönünden envanterlerini önemli ölçüde kaybeder. Dışardan yapılacak bir müdahaleye cevap verecek ne silah ne mühimmat nede bunları kullanacak personel bulunamaz.


Sonuç olarak Türkiye tıpkı Libya, Mısır ve diğer Arap Ülkeleri gibi, parçalanır ve Emperyalizm amacına ulaşmış olur.


Bütün bunları felaket tellallığı yapmak adına değil, geleceği görmeden aciz, çapsız, muhteris siyasetçiler ve onları putlaştıran zavallı destekçileri uyansın, Muhalefet partileri kabuklarını kırsın ve milleti yaklaşan tehlike karşısında uyandırsın diye yazıyorum.


Ne Mutlu Türküm Diyene

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön