MHP'yi Bahçeli Severler Cemiyetine Dönüştürmek - Bekir Öztürk

İçeriğe git

Ana menü:

Makaleler

MHP'Yİ BAHÇELİ SEVERLER CEMİYETİNE DÖNÜŞTÜRMEK

Milliyetçi Hareket Partisi Gezi Parkı eylemleriyle adeta bir sınavdan geçiyor. Milliyetçi Hareket Partisi en basit ifadesiyle, adında yer alan “Milliyetçi” ve “Hareket” kelimelerinin gereği olarak, dayandığı milletin, zulme, hakarete uğramasına, aşağılanmasına karşı harekete geçecek bir siyasi partimi olacak, yoksa Devlet Bahçeli’nin muhtemelen tek başına aldığı kararları uygulamasına “Devlet Bey’e sevgimiz, saygımız, inancımız sonsuzdur” diyerek itaat eden bir Bahçeli Severler Cemiyeti mi olacak?

Sayın Devlet Bahçeli’nin Türk Siyasi Hayatına bir seviye getirdiği ve Ülkücü Camiayı yıllardır çatışmanın dışında tuttuğu bir gerçektir. Bu yönüyle de takdire şayandır. Ancak Sayın Bahçeli sözünün üzerine söz söylenmeyecek, her buyruğu kayıtsız şartsız yerine getirilecek bir padişahta değildir. Öyle olsaydı partinin diğer organlarına gerek kalmazdı. Kaldı ki bu gün Türkiye’nin içinde bulunduğu durum bir çatışma ortamının doğmasına uygun bir zeminde değildir. Artık insanlar özellikle de Türk Milliyetçileri 12 Eylül sürecinden idmanlıdırlar. Gezi Parkı’nda bozkurt işareti yapanlarla zafer işareti yapmaların yan yana durması, Galatasaraylıların, Fenerbahçelilerin ve Beşiktaşlıların yan yana eylem yapmaları bu uyanışın en önemli işaretidir.


Bazı yasama faaliyetlerindeki tutumları nedeniyle “AKP destekçisi” olarak gösterilen MHP, gezi parkındaki tutumu nedeniyle muhtemelen yine aynı suçlamalarla karşı karşıya kalacaktır. Üstelik bu defa daha önce yapılan bu değerlendirmelere katılmayan MHP seçmeni de belki de bu suçlamalara ve “Devlet Bahçeli MHP’nin kontrol altında tutulması için partinin başında tutulan bir görevli” iddialarına ilk kez “acaba” diyecektir. Zira bu tavır MHP’nin oy kaybına neden olacaktır. MHP belki de bir önceki seçime göre daha fazla oy alacaktır. Ancak MHP, bu olaylar ve ülke genelini ilgilendiren diğer önemli konularda zamanında ve yerinde müdahaleler yapılması halinde bu alacağı oyun çok daha fazlasını alabilecek potansiyele sahiptir. MHP sadece Türk Milliyetçilerinin değil, topyekûn Türk Milletinin vicdanına dokunmayı becerebilmelidir.
Gezi Parkında eylemin ilk üç günü Gezi Parkını dozerlerden korumak adına orada bulunan, hiçbir şiddet eyleminde bulunmayan, yasadışı hiçbir faaliyeti olmayan son derecede samimi bir niyetlerle nöbet tutan insanların gece yarısı çadırlarının yakılmasına, uyku mahmurluğu içinde ne yapacağını şaşıran nöbetçilerin gözlerine gözlerine biber gazı sıkılmasına karşı gerektiği gibi tepki göstermemek, tepki gösteren insanları engellemeye çalışmak bir siyasi parti için kabul edilebilir bir tutum değildir.


“Benim kaybedeceğim gençliğim yok” gibi bir değerlendirme karşısında Sayın Bahçeli’ye “Hani önce ülkem ve Milletim sonra partim ve ben” diyordunuz diye sormazlar mı?
Sayın Bahçeli’nin ülkenin gidişatı konusunda benim ve bizim gibi düşünen insanların tamamının katıldığı tespitlerini göz önünde bulundurulacak olursak, ülkenin AKP yönetiminden kurtulması Türk Milletinin en öncelikli sorunudur.


Ülke adeta yangın yerine dönmüş, Türklük ayaklar altına alınmış, Türk Milletinin genetiği ile oynanmaktayken. Sizin ülkemiz ve milletimiz için ne yaptığınızı ya da yapmanız gerektiği halde neler yapmadığınızı Türk Milleti sandıkta değerlendirecektir.


Demokratik bir kitle hareketi olarak meydanları dolduran milyonların mücadelesi sayesinde;
Tepkilerin diktatörlüğünü ilan eden Tayyip Erdoğan’a karşı giderek büyüyen yalın bir halk ayaklanmasına dönüşeceği,


Olayın ilk üç günü orada bulunan iş makinesine çıkarak “yıkıma engel olan” Sırrı Süreyya Önder’in partisi BDP ve PKK’nın “Açılım” sürecindeki müttefikleri Tayyip Erdoğan’ı hedef alan böylesine bir hareketi destekleyemeyeceği,

Her ne kadar Sayın Bahçeli “Bu eylemlere katılmayacaksınız” dese de bu haksızlığa ve zulme karşı MHP tabanının duyarsız kalamayacağı,


AKP içinde Tayyip Erdoğan’a göre daha ılımlı tavır sergileyen yöneticilerle, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tayyip Erdoğan’ı yontmaya çalışacağı fakat yapısı gereği yontulmayacağından parti içinde derin bir sürtüşme ortamını başlatacağı,


Bu sürecin Tayyip Erdoğan’ın “Kürt Açılımı” dâhil her şeyi uğruna feda ettiği başkanlık hayalini suya düşüreceği,


ortadayken, bunların oluşmasına imkân vermek ve ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için çaba harcamak yerine bunların oluşmasının önüne set çekmek ne derecede doğrudur.


Her şeyden önce bir Türk Milliyetçisi olarak hayatı boyunca Türk Milliyetçiliğinin siyasi yelpazedeki tek partisi olan Milliyetçi Hareket Partisini destekleyen, ona sadece oy değil gönlünü veren, onun yüzlerce etkinliğinde gönüllü sunuculuk - şarkıcılık yapan biri olarak MHP tabanında Sayın Bahçeli’nin konuyla ilgili telkinlerinin -her ne kadar bir eyleme dönüşmese de- çok ciddi tepkilere neden olduğunu görüyorum.


Sayın Bahçeli’nin günlerdir giderek yoğunlaşan baskısına rağmen Gezi Parkı eylemleri çok sayıda MHP’li tarafından desteklenmektedir.


Sayın Bahçeli’nin yıllarca sunuculuğunu yaptığım Türkmen Şöleninde yaptığı “AKP, CHP, BDP ve PKK’nın danışıklı dövüşü” değerlendirmesi ise son derecede sığ, Tayyip Erdoğan gibi olayları anlamaktan çok uzak, kendisi hariç kimsenin anlamlandıramadığı bir “analiz” dir.
Kaldı ki bu konuşmadan sadece iki gün sonra “Son vakalar 10 yıllık iktidarın kenarda bıraktığı kesimin taşması ve taşkınlık gösterisinden ibarettir.” diyerek daha önceki analizini yerle bir etmiştir.


“Milliyetçi Hareket’in hiçbir mensubu olayların içinde yer almayacaktır. Bizim için AKP’nin devrileceği, görevden alınacağı tek yer sandıktır ve bunu da yapacak olan Türk milletinin kutlu iradesidir” diyen Sayın Bahçeli 12 Eylül Anayasasının en antidemokratik maddeleri olarak “Demokrat AKP” tarafından değiştirilmeye hiçbir şekilde yanaşılmayan seçim ve siyasi partiler kanununun değiştirilmesi konusunda etkin bir çaba göstermemektedir.


Oysa AKP diktatörlüğünün yıkılması bu iki kanunda yapılacak değişikliğe bağlıdır.
Bu iki kanun mevcut haliyle kaldığı, halkın bilinçlendirilmesi konusunda başarılı olacak kampanyalar, eylemler yapılmadığı, daha geniş kesimlere hitap edebilecek televizyon kanalları, gazeteler kurulmadığı, gündem çok iyi takip edilip partinin yetkili organlarının katılımıyla gündemle ilgili doğru analizler süratle yapılarak konuyu bütün hatlarıyla ortaya koyan bilgilendirme mesajları her türlü imkânlar kullanılarak Türk Milletiyle paylaşılmadığı sürece AKP hak etmediği kadar Türkiye’yi uçuruma sürüklemeye devam edecektir.


“Türk milletinin 10.5 yılda Recep Tayyip Erdoğan’dan çekmediği kalmamıştır.” değerlendirmesini yapan Sayın Bahçeli’nin Gezi Parkı konusundaki tavrı bu 10.5 yılı adeta 25 yıl yapmak için çalışıyormuş gibi algılanmaktadır. Bu algı doğru olmasa bile sonuçları itibarıyla bunun gerçekleşme ihtimali son derece de yüksektir.
Olayların büyümesinden sonra ilk açıklamasında “Cehape’nin acaba İstanbul da belediyeyi AK Partiden ala bilir miyiz çabası” diyerek katılanlara “üç beş çapulcu” yakıştırmasını yapan, daha sonra etrafındaki senaristlerin yönlendirmesiyle sırasıyla “iç ve dış mihrakların işi, Ergenekon’un işi, Faiz Lobisinin işi” gibi değerlendirmelerde bulunan, şimdilerde de ellerinde aylar öncesinden “bu şekilde eylemler olacağı” bilgisinin olduğu, bunun Gezi Parkı görünümünde ortaya çıkacağını tahmin etmediğini ifade eden Tayyip Erdoğan’ın övgüsüne mazhar olmak MHP seçmeni üzerinde nasıl bir etki yaratır düşünün.


18 Haziran 2013 günü yaptığı grup konuşmasında da Sayın Bahçeli Gezi Parkı olayları ile ilgili daha önce yaptığı değerlendirmelerin uzağından bile geçmeyecek ve Gezi Parkı olayları konusunda toplumun genel kabulleri çizgisinde ifadeler kullanmıştır.


Elbette ki bende “MHP kurumsal olarak bu eylemleri desteklemeliydi” demiyorum. Ancak Sayın Bahçeli’nin Gezi Parkı’nda ilk üç gün yaşanılan ceberut tavır ile ilgili ortaya koyacağı bir tepki, ve sonrasında MHP tabanının bu eylemlere katılımıyla ilgili “susma hakkı” nı kullanması yeterli olurdu. Gezi Parkına gelip oradaki insanları ziyaret etmesi ise çok daha şık ve etkili olurdu.


MHP ne kadar büyük bir haksızlık olduğu safrası patladıktan sonra ortaya çıkan “Ergenekon-Balyoz” Davaları konusunda da toplumun çok gerisinde kalmıştır. Siyasi davalar olduğu aşikâr, toplumu yakından ilgilendiren ve gelecekte çok büyük tartışmalara neden olacağı sırıtan bu gibi davaları “Yargı aşamasında” diyerek geçiştirirseniz, İlker Başbuğ tutuklandığında derhal ziyaretine gitmeyip, AKP’nin İmralı’da ki katil ile görüşmesine kızdığınız için Başbuğ’u ziyaret ederseniz, haklıdan yana taraf olmazsanız, her konuda danışmanları olan, görev verebileceği onlarca avukat, doktor, bilim adamı, sosyolog, psikoloğu sayesinde her konuyu araştırıp doğru analizler ortaya koyabilmesi gereken bir siyasi lider olarak gelişen olaylar konusunda sıradan bir vatandaş ile aynı anda doğru tespitler yapabiliyor hatta hala yapamıyorsanız oturup, nerede yanlış yapıyoruz diye düşünmelisiniz.


Bir süre sonra Türkiye genelinde Tayyip Erdoğan’a karşı başlayan tepkilerin bir benzeri MHP özelinde Sayın Devlet Bahçeli’ye karşı başlarsa hiç şaşırmam. Bu kadar tek seslilik, yönetime ve tabana bu kadar hakimiyet MHP’ye zarar veriyor. Bu zarara engel olmak, en azından bu olaylardan sonra yönetimi daha fazla tabana yaymak, özellikle aday tespitleri konusunda MHP’nin tarihi boyunca yaptığı hatayı sonlandırmak ve bu sayede iktidar alternatifi olmak Sayın Devlet Bahçeli kadar onu eleştirmeyen parti yöneticilerinin de sorumluluğudur.


Bu nokta da MHP’nin önüne bir fırsat çıkmıştır. Ergenekon Davası’nın önceden verildiği belli olan kararının 5 Ağustos’ta açıklanacağı bilgisi mahkeme tarafından kamuoyu ile paylaşılmıştır.
CHP’nin bu davayı izleme ve eleştirme konusundaki tavrı nettir ve bu tavrın kararın açıklanacağı 5 Ağustos günü en üst perdeden ortaya konulacağı da malumdur.


Milliyetçi Hareket Partisi de silkinmeli, Türk Milliyetçiliğine, Milli Dirence, Atatürk’e ve Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı kurulan bir tezgah olduğu konusunda kimsenin şüphesinin kalmadığı, bu davayı grubundaki tüm milletvekilleri ile birlikte izlemeli ve tarihe tanıklık etmelidir.


Gezi Parkına gitmeyip, yargılamamı yapılıyor tiyatro mu oynanıyor anlaşılmayan “Ergenekon-Balyoz” duruşmalarına gitmeyip, oturduğunuz yerden önünüze konulan raporlara göre açıklama yaparsanız ne bu ülkede olup biteni anlayabilir, nede bu günü doğru anlayamadığınız için geleceğe ilişkin bir projeksiyon ortaya koyabilirsiniz.


Gelelim Sayın Bahçeli’yi haklı eleştirilerle doğru yönlendiremeyen “A Takımı” na.
Parti yönetiminde ortaya çıkan zafiyet ve yanlışları partinin yetkili organlarında konuşup bir siyasi parti olarak bu kötü gidişe dur demek için iktidara gelmek adına doğru adımların atılmasını sağlamazsanız, bu dava uğruna canlarını veren insanların vebaline ortak olursunuz.
Tarihte çok sayıda örneği olduğu gibi bir dahaki seçimler de yeniden milletvekili seçilebilmek adına gerçekleri söylemekten imtina edip, genel başkan seçilmenizi lütfetmediğinde gerçekleri konuşmaya başlarsanız, (Ramazan Mirzaoğlu ve benzeri örneklerde olduğu gibi) kimsenin size saygısı kalmaz. Bahçeli Severler Cemiyetine dönüştürdüğünüz “Parti” ve Türk Milletine de en büyük zararı vermiş olursunuz.


Gezi Parkı olayları sayesinde kim ne kadar baskıcı, dediğim dedikçi bir yönetim anlayışıyla milleti idare etmeye kalkarsa kalksın bir yerden sonra onlara en yüksek perdeden “dur” diyecek bir gençliğin yetiştiğini gördük.


Bu tepkiler sandığa da bu oranda yansırsa bu gençlik başta Tayyip Erdoğan ve muhalefet liderleri olmak üzere kimsenin kaldırmak için kayda değer bir çalışma yapmadığı bilinen, parti liderlerini ilahlaştıran, onları oraya taşıyan tabanı genel başkanın kulu, yöneticileri genel başkanın emireri haline getiren 12 Eylül Anayasasının en antidemokratik kanunları olan siyasi partiler kanunu ve seçim kanununun değişmesini de sağlarlar.


Bu olayların bu gün için durulması ne Başbakan ve yandaşlarında bir rehavet oluştursun nede muhaliflerde bir ümitsizlik. Cin şişeden çıkmıştır. Benimde inancım odur ki Mayıs 2013 Türkiye’si ile Haziran 2013 Türkiye’si arasında çok kayda değer bir değişim yaşanmıştır.
Değişimin dinamikleri gençler ve sosyal medya gücünü herkese göstermiştir.



 
İçeriğe dön | Ana menüye dön