Cemaat AKP Savaşı - Bekir Öztürk

İçeriğe git

Ana menü:

Makaleler

CEMAAT - AKP KAVGASINDA ATIN İNTİKAMI

Aşağıdaki yazıyı 18 Temmuz 2013 tarihinde duvarımdan paylaşmıştım.
Önce o günleri hatırlayalım daha sonra bu güne döneceğiz.

“Son bir haftada (2013 Temmuz) Saman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeninin iki yazı yazarak AKP'ye çakmasını nasıl değerlendirmeli?

Bence Cemaat yaklaşan üç seçimden ilki olan yerel yönetim seçimlerinde iktidara gücünü göstermek ve ayar vermek için bir faaliyet içinde.

Ekrem Dumanlı'nın söz konusu iki yazısı, Cemaat içinde
biz bu zamana kadar AKP ile çok iyi geçiniyor, hemen her politikasını kendi yayınlarımızla meşrulaştırıyorduk. Ne oldu da birdenbire AKP'ye düşman olduk gizli sorusuna meydan vermemek amacıyla, Zaten Cemaat olarak bir süredir AKP uygulamaları ve Tayyip Erdoğan'dan rahatsızdık diyebilmek için atılmış işaret fişekleridir.

Bu ayrılığa tabanı alıştıran Cemaat, yaklaşan yerel seçimlerde güçlü olduğu il ve ilçelerde bağımsız adaylar ya da başka partiler üzerinden, toplum tarafından da yaygın olarak kabul görebilecek kendi adaylarını piyasaya sürebilir.

Örneğin CHP Mustafa Sarıgül'ü aday yapmazsa, Sarıgül
bağımsız aday olup Cemaatin gücünü dünya aleme gösterebilir. Her ne kadar, Cemaatin oyu % 1 dense de işin reklam boyutu düşünüldüğünde Cemaatin desteği Sarıgülün kişisel oyunu ciddi manada artırabilir.
AKP'yi meşrulaştırma merkezi
nin maaşlı elemanlarından Cengiz Çandar'ın ifadesiyle, AKP'yi iktidara taşıyan geniş tabanlı koalisyon, bir daha kurulamayacak şekilde son bulmuştur.

Bu geniş tabanlı koalisyonun önemli kısmını oluşturan Cemaatin bundan sonra hiç bir şey olmamış gibi, AKP Hükümetine kayıtsız ve şartsız destek vermesi düşünülemez.
Dananın kuyruğu yerel seçimde kopmazsa, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde yüz kopacak. Aha buraya yazıyorum.”

Ne zaman demişiz bunları, 18 Temmuz 2013
te.

Gelelim bu güne…

Cemaat ile AKP arasındaki en önemli çatlak, Tayyip Erdoğan
ın istihbarat pastasını tek başına yemek anlamına gelecek olan adımları atmasıyla başlamıştı. Malum, bir “iyilik hareketi” olan “hizmet”, dershaneler ve diğer ticari teşebbüslerden elde ettiği gelirin hatırı sayılır bir bölümünü kısa, orta ve uzun vadede işine yarayacak birtakım bilgi, belge, ses ve görüntü kaydetmekte kullanıyordu. (İlhami Yangının Cümbür Cemaat isimli kitabını okumanızı öneririm) Bu işleri değerlendirmek için “hizmet”, istihbarat örgütleriyle irtibat içinde olmalıydı. Polis İstihbaratta iyi bir kadrolaşma senelerdir ilmek ilmek dokunmuştu. Ancak AKPnin bencili, “ben istemem ortağı” diye yan çizince işler bozulmuştu.

O günlerden süregelen düşmanlık, Cemaatin, MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden Tayyip Erdoğan
a uzanmaya çalışmasıyla zirve yapmıştı. Diktiği fidanları söktürmemek, atadığı valiyi yedirmemekle nam salmış Tayyip, “hizmet” kendisine dokunacak diye senelerdir millete zulmeden Özel Yetkili Mahkemeleri şak diye kapatmıştı. Bununla da yetinmemiş, diktiği Fidana kimse dokunamasın diye özel yasa çıkarmıştı.

“Hizmet” iki sıfır mağlup durumdaydı. Rakip, bırakın centilmence maç yapmayı, kendi kalesinin önüne sur dikmişti. Zaman zaman bu ezilmişlik hissi depreşti ve günübirlik vur kaçlarla mesajlar verilmeye çalışıldı. Ancak, bu mesajlar yaramaz çocukların zile basıp kaçması tarzındaydı. Küçük bir rahatsızlık verse de kalıcı bir zararı yoktu.

Oysa “hizmet” daha fazlasını istiyordu. Neticede gerek “Ergenekon-Balyoz” Davalarında, gerekse diğer birçok konuda senelerdir AKP
nin hizmetindeydi. Ama iş pastanın paylaşılmasına gelindiğinde, muhatapları pastayı önlerine alıp sırtlarını “hizmet”e dönüyorlardı.

Sabır sabır nereye kadar, nihayet Fethullah Gülen bu pasta paylaşımıyla ilgili önemli ve sert mesajlar içeren bir video yayınlamıştı. Ama o, pasta demiyor, “havuz” diyordu. Bir süre beklenildi ama havuzcu bildiğinden şaşmamıştı. Arada gelip giden ortak dostlar üzerinden bir orta yol bulunmaya çalışılsa da, Tayyip bu; “dediğim dedik, çaldığım düdük” diyor, başka bir şey demiyordu.

“Hizmet” bu duruma öfkelendi. Uzun zamandır kendilerini kovan ve horlayan MHP ile yakınlaşmaya başladı. Artık MHP haberleri “hizmet” yayın organlarında daha geniş yer buluyordu. MHP de bu jest karşısında yumuşamış, önemli bir Milletvekilinin “hizmet”in televizyonu ile söyleşi yapmasına izin vermişti.

Gidişat kaygı vericiydi. Ama her konuya oy gözüyle bakan Tayyip, “bu hizmet bizden cayarsa ne kadar zarar ederiz” kabilinden bir anket yaptırdı. Sonuç memnuniyet vericiydi. % 1 ile % 2 arasında değerler verilmişti. Bu kayıpları Kürtlerden telafi edeceğini düşünen Tayyip, birden “hizmet”e karşı agresif çıkışlar yapmaya başladı. Onları can damarından vuracaktı.
İşte son bir aydır tartıştığımız “öğrenci evleri” ve “dershane sorunu”nun arkasında bu gerçekler vardı.

Bizler “yargı ve emniyeti
hizmet ele geçirdi” dediğimizde bize saldıran AKPliler, birden uyanmaya başladı. Biz, “dershanelerin yarısına yakını cemaatlerin kontrolünde” deseydik eminim buna da karşı çıkarlardı. Ancak bu gün kendilerinin açıkladıkları iyimser rakamlara göre dershanelerin % 25inin “hizmet” kontrolünde olduğu yazılıp çiziliyor. Dediğim gibi bu iyimser rakam; bana göre bu oran çok daha fazladır.

Cemaate yakın duran Arınç
ın, Tayyip tarafından şamar uşağına çevrilmesinin arkasında da bu gerçek vardı. Arınçın, “Ben sadece Bakan değilim, benim bir özgül ağırlığım var.” çıkışı ile “hizmet”in, “biz sadece dini bir topluluk değiliz, her kurumda örgütlenmiş elemanlarımız, medya unsurlarımız, istediğimiz yere oy verecek seçmenlerimiz var” kabilinden çıkışının, aynı döneme denk gelmesi bir hayli ilginçti.

Tayyip Erdoğan
ın kendisinden sonraki Başbakan adayı, ne Abdullah Gül, ne de Bülent Arınç. Bu durum açık olduğundan, Arınç bu günden kendisine taraftar toplamaya çalışıyordu. Gerek Arınçın, gerek Gülün Gezi Parkı eylemlerinden bu yana, Tayyip ile çelişen açıklamalar yapmasının nedeni de buydu. “Cumhurbaşkanlığı seçiminde dananın kuyruğu kesin kopacak” dememizin nedeni de bu.

İşte bu gün itibarıyla durum bu.

Peki, gelecekte ne olur derseniz, 18 Temmuz 2013
te yazdığım yukarıdaki bölümü bir kez daha okuyun.”

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön