Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül Kavgası - Bekir Öztürk

İçeriğe git

Ana menü:

Makaleler

ABDULLAH GÜL'ÜN HELİKOPTERİ DÜŞMESİN

Abdullah Gül’ün Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığına aday gösterildiği ve “Hayır Tayyip Bey burası sizin hakkınızdır” diyerek reddetmediği gün başlayan gizli savaş ilerleyen yıllarda sürekli devam etti. Bazen “dananın kuyruğu kopuyor mu” dedirtecek ilginç olaylar yaşandı ama taban tutmadı.

En son değişiklikten sonra Cumhurbaşkanlığı görev süresinin Abdullah Gül için 5 yıl mı, 7 yıl mı olacağı tartışmalarında bile Tayyipçiler ve Abdullahçılar ayrışıyordu.


Abdullah Gül’ün İngiltere de okuduğu, İngiltere’ye bağlılığı, tarikat ve cemaatlerin (Gülenciler hariç onlar ABD’cidir) İngiltere’yi ikinci Mekke gibi gördükleri de bilinir.
[1] Tayyip Erdoğan’ın ise tersine ABD’ci olduğu, Bulunduğu makamı ABD’ye borçlu olduğu, özellikle dış politika konusunda ABD çıkarlarına hizmet ettiği bir sıklıkla konuşulur.

Tayyip Erdoğan açısından Şii-Sunni çatışmasından ibaret gibi gözüken İran ve Suriye politikaları konusunda ki değişikliğin asıl nedeninin Ağabey rolü üstlendiği “Arap Birliği”nin kendi diktatörlüklerini görmezden gelip İran ve Suriye için “Demokrasi” talep etmesine dayalı olmadığı, her konuda olduğu gibi bu konuda da ABD’nin taleplerinin yerine getirilmesinden ibaret olduğu anlaşılıyor.


Erdoğan’ın sırtını ABD’ye dayayarak siyasi itibarını zirveye taşıdığı günlerde Abdullah Gül’ün İngiltere aşkı depreşiyordu. Kraliçe ile kadehler tokuşturuldu, Türkiye de giyilmeyen Fraklar giyildi. El üstünde tutulduğu ziyaretten döndüğünde daha güçlü bir Abdullah Gül karşımızdaydı.
Gül İngiltere’deyken onun İngiltere temaslarıyla ilgili haberlerin gerektiği gibi yankı bulmamasına neden olan “Dersim” tartışmalarının fitilini de Tayyip Erdoğan ateşlemişti. Abdullah Gül döndükten sonra bu tartışmalar ilginç şekilde son buluyordu.


Birkaç gün aradan sonra Tayyip Erdoğan’ın ameliyat olduğu haberleri duyuldu. “Laporoskopi ile yapılan basit bir müdahale” olduğu ileri sürülen operasyonu Onkoloji Uzmanı bir cerrahın yaptığı bilgisi müdahaleye kanser şüphesi düşürüyordu.


Erdoğan bu gün itibarıyla 8 gündür evinden dışarı çıkmadı. Bu süre zarfında onun nur cemalini ve sıhhatli bedenini sadece iki kişi görebildi. Durun durun heyecanlanmayın, gelenler beklenildiği gibi kardeşi Abdullah Gül ve “bu hareketi birlikte” kurdukları dört kişiden sonuncusu olan Bülent Arınç değildi. Onu ziyarete gelenler TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve ABD Başkan Yardımcısıydı.


Başbakan’ın hasta yatağında ABD Başkan Yardımcısıyla iki saat görüştüğü gün Bursa’dan bir ses yükseliyordu. “Ben Tayyip Erdoğan ‘a biat etmedim” Gül’ün köşten ayrılmasından sonraki senaryolarda başrol oynayacağı konuşulan Bülent Arınç’a ait bu sözler.


Bu sırada TBMM’nin gündeminde “Futbolda Şike” yasası vardı. BDP hariç iktidar ve muhalefetin ittifakı ile onaylanan yasa, adı “Çankaya’nın noteri”ne çıkan Abdullah Gül tarafından veto ediliyordu. Muhalefet tam kadro desteklese bile Abdullah Gül bu yasanın kardeşi Tayyip Erdoğan’a rağmen çıkamayacağını bile bile veto etmişti. Bu yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçiminde ne kadar güçlü olduğunu görebilmek adına atılmış basit bir adım mıydı? Yoksa öteden beri devam eden Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan gizli savaşında kılıçların çekildiği an mı?


Şahsen ben Gül’ün yasayı veto ettiği gün işlerin bu aşamaya geleceğini öngörmüş konuyla ilgili habere “AKP’ de saadet sona eriyor” başlığını atmıştım. Biliyordum ki Tayyip Erdoğan’a rağmen böyle bir yasa çıkamazdı. Ve Tayyip Erdoğan’daki ego böyle bir davranışa izin veremezdi. Bu “hata” yı yapan “kardeşi Abdullah” bile olsa gerektiği gibi mukabele edilmeliydi.


Vetoya AKP cephesinden gelen ilk tepki. Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül restleşmesinde Abdullah Gül’ü seçen Bülent Arınç’tan geliyordu. “Bu yasayı aynı şekilde köşke göndermeyi hiçbir arkadaşımızın vicdanı kabul etmez.” diyordu Arınç. Dün AKP Grup Başkanı Mustafa Elitaş ve bu gün AKP Grup Başkanı Nurettin Canikli’nin “Başbakandan aldığı talimatla” yasanın hiçbir yerinde değişiklik yapılmadan ve hızla bir şekilde köşke gönderileceğini açıklaması ise gündeme bomba gibi düştü.


Tayyipçilerin ardından Gül’cülerde sırayla kamera karşısına geçiyor ve yasaya ne kadar karşı olduklarını açıklıyorlardı. Hayati Yazıcı Abdullah Gül’ü haklı bulduğunu açıklarken “Ergenekon” ve “Futboldaki Ergenekon” konularında uzman Şamil Tayyar, “Bu yasa geçerse istifa ederim” diyordu. Akşam saatlerinde Arınç’ tan Gül’e daha direk bir destek geliyordu.


Abdullah Gül’ün İngiltere ziyaretinden bahsetmişken, Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu da ölümünden bir süre önce İngiltere ziyareti yapmış ve çok hoş karşılanmıştı. Abdullah Gül gibi İngiliz parlamentosunda konuşma yapmıştı. Yazıcıoğlu’nun ölümünden sonra BBP’nin iktidar olacağı, Yazıcıoğlu’nun Başbakan olacağı iddialı şekilde dillendiriliyordu.


Ben “Yazıcıoğlu’nu kullanarak MHP’yi bölmek”
[2] başlıklı yazımda;

ABD Tayip Erdoğan’ı gözden çıkarmıştı. Ona çok benzeyen başka bir figür(an) arıyordu. Erdoğan ile kumaşları çok yakın olan Yazıcıoğlu yukarda ki örneklerden de anlaşılabileceği gibi Fetullah’a da çok yakın bir insandı. Bu durumda Fetullah’ın CIA ya, yani ABD ye yakınlığını düşündüğümüzde fotoğrafı netleştire biliriz.


Arama çalışmalarının günün teknolojileri kullanıldığında çok çabuk sonuç vermesi gerekirken, Başbakan’ın korumalarına olay yeri tarif edilmişken, Devletin Valileri enkaza ulaşıldığını beyan etmesine rağmen olay yerine ulaşılamaması onun ölümüne göz yummak değilse nedir? Sizce Yazıcıoğlu’nun ölümüne neden göz yumulmuş olabilir?


Bunu düşünürken ABD’nin bir yandan kontrol altında tutabileceği, Neo Osmanlıcılık Projesi kapsamında ‘İslam Âlemi’ ile ABD arasında elçilik yapabilecek ( Buna ‘ABD Osmanlıcılığı’ da diyebilirsiniz ) aynı zamanda ‘Yükselen Milliyetçi Dalga’ yı arkasına almasına yardımcı olacak biri ile çalışmayı isteyeceğini de düşünün.” Diyordum.


Yazı Oda TV’de “MUHSİN YAZICIOĞLU BU YÜZDEN Mİ ÖLDÜ” başlığı ile yayınlanıyordu.
[3] Bu denge savaşları arasında bir komplo teorisi de biz atalım ortaya. ABD-İngiltere, Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ekseninde bu gerilim devam ederken Cumhurbaşkanı’nın helikopteri düşmesin.
Sonuç olarak; Gelişmeler gösteriyor ki arka planda bir İngiltere-ABD ön planda ise Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan kavgası bir süre daha devam edecek.


İngiltere ile ABD kendi aralarında bir barış çubuğu tüttürür ve barışa kadeh kaldırırlar mı bilinmez ama bizimkilerin durumu ümitsiz zira ikisi de ne sigara içiyorlar ne de içki.


Bekir Öztürk
Bhaber.net
[1]Cengiz Özakıncı İblisin Kıblesi.
[2] http://bhaber.net/yazar/3355-yazicioglu39nu-kullanarak-mhp39yi-bolmek.html
[3] http://www.odatv.com/n.php?n=alperenler-bu-yaziya-cok-kizacak-0804101200


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön