2009 - Bekir Öztürk

İçeriğe git

Ana menü:

Basından

YENİŞAFAK - ÖZLEM ALBAYRAK - 10.01.2009

ERGENEKON: TEVBE VE GÜLME


“Yargının henüz son sözünü söylemediği bir davayı etkilemeyi ve bir terör örgütü olduğu şimdiden kanıtlanmış Ergenekon'u savunmayı, demokratik Cumhuriyet'e ve solun tarihi çizgisine yakıştıramıyorsak; Baykal'ı da asgari bir tutarlılık zeminine davet etmek gerekmez mi?
Ergenekon yandaşlarının, fiziksel koşulları ön plana çıkarıp davanın kendisini geri plana atma yöntemiyle, alay ederek savcıları gözden düşürme usulüyle, her konuşanın 'önemsemiyoruz' havalarında davaya 'komedi' sıfatı takması da, kendi içinde bir tür komediye dönüşüyor.

Oysa komediyi o kadar uzakta aramaya gerek yok: Buyrun size daniskasından bir komedi: tutuklu sanıklardan Bekir Öztürk'ün
Savcı Zekeriya Öz'ün akıl sağlığı tespit edilsin şeklindeki kinayeli önerisi. O Bekir Öztürk ki; Kuvvai Milliye Derneği Genel Başkanı'dır ve tarihi oluşum ve destanların adını ödünç almaya, seçtiği dernek ismini kerteriz alacak olursak, meraklıdır.

Kendilerinin mahkemede ilk kelamı;
Ergenekon terör örgütü diye bir örgüt yoktur olmuş, aynı mahkemede birkaç dakika sonrasında ise: Her türlü engele rağmen Türkler Ergenekon'dan çıkacaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın demiş ve verdiği çelişkili görüntü sonrasında bile kamuoyunun Ergenekon'la ilişkisi olmadığına ikna olmasını beklemiştir...

Hocam komiksiniz ya demek ve bu yazıyı okuyan herkesi tevbeye ve gülmeye davet etmek istiyorum. Buyrun cümle gelmiş geçmiş günahlarımız için... Buyrun lutfen, tevbeye ve gülmeye...”

Özlem Albayrakın yazdığı bu yazıya 26 Mart 2010 tarihinde (Cezaevinden çıktıktan sonra) cevap yazdım. Ancak kendisi yazdığı yazıyı düzeltmek için “paralel yapı”nın iktidar tarafından itiraf edilmesini bekledi. Ve aşağıdaki yazı ile güya düzeltti ama bu defa da “Ergenekon Davası kapsamında Ümraniye'de ele geçirilen el bombaları ile ilgili olarak tutuklanan Öztürk” diyerek bombalarla ilgili olarak tutuklandığım iftirasını attı. İşte sözde düzeltme yazısı.

YENİŞAFAK - ÖZLEM ALBAYRAK  - 21 OCAK 2014

Ergenekon Davası sürecinde tutuklanan ve 17 ay hapiste iddianame bekleyen, 2009 yılında da salıverilen eski Kuvayi Milliye Derneği Başkanı Bekir Öztürk'ten bir elektronik mektup aldım. Vaktiyle yazdığım bir yazıda 'Savcı Zekeriya Öz'ün akıl sağlığı tespit edilsin' ve 'Ergenekon Terör Örgütü diye bir örgüt yoktur' şeklindeki cümlelerini eleştirdiğim Öztürk, sitemle karışık bugünden bakarak yeniden değerlendirme yaptığımda aynı sonuçlara varıp varmayacağımı sormuş.

Kuvayi Milliye sitesindeki yazılarıyla bilinen ve Ergenekon Davası kapsamında Ümraniye'de ele geçirilen el bombaları ile ilgili olarak tutuklanan Öztürk, gönderdiği metinde '...Ben 21 yıllık bir devlet memuruyum. Hayatım boyunca askerlik hariç elime değil silah av tüfeği bile almadım... Hayatım boyunca tanıştığım muvazzaf subay sayısı ikidir... Ancak tüm bunlara rağmen benim sahibi olduğum haber sitesini askerlerin kurdurduğu iftirasına yıllarca cevap vermek zorunda kaldım. Cezaevinde 17 ay boyunca iddianame bekledim...' diyor. Mektuba dava sürecinde yazdığı bütün dilekçeleri de ekleyen Öztürk, bunların hiçbirinin davanın savcısı tarafından okunmadığından başlayarak pek çok noktada savcı Zekeriya Öz'ü eleştirmeye devam ediyor.

Sözümdeyim, 'Ergenekon diye bir örgütün olmadığı' savına dün inanmadığım gibi, bugün de inanmıyorum, zira tarihi tecrübeye sabit ki, Türkiye hiçbir zaman İsviçre olmadı. On yılda bir, askerin siyaseti o ya da bu şekilde inkıtaya uğratması, by pass etmesi gibi bir geleneği olan bir ülkede ve 21. yüzyılda, artık darbecilikle yüzleşilmesi gerekiyordu.

Türkiye'nin darbeci genleri Ergenekon davası yoluyla ilk kez adalet ve hukuk karşına çıkarılmıştı, kamuoyu vicdanında çoktan mahkum edilmiş bu gericilikten hukuk da Türkiye tarihinde ilk kez olarak hesap sorabilecek, herşey çok güzel olacaktı. Ancak dava sürecinde yapılan hatalar bu fırsatın gerektiği gibi değerlendirilememesine yol açtı. Sonuç ortada. Üstelik bu süreçte yapılan her hatanın faturası da siyasi iradenin üstüne yıkıldı.

Bekir Öztürk haklı olabilir, olmayabilir de; sadece gözümün gördüğüyle hüküm tesis etmemeyi bilecek kadar tecrübeliyim; ancak 'Savcı Öz'ün akıl sağlığı tespit edilsin' önerisine de daha once olduğu gibi, itirazım saklı. Zira bendeniz, Öz'ün aklının yerinde olmadığını düşünmüyorum, sorunumuz başka...

Öztürk'ün dünya görüşünü ise, şu satırlarından anlayabiliyoruz, 'Ben Türkiye'nin 2002 yılından bu yana değil, Tansu Çiller'in Gümrük Birliği anlaşmasına imza attığı tarihten bu güne, giderek derinleşen bir siyasi, ekonomik ve kültürel işgal altında olduğunu, bu işgalden kurtulmak içinde yine siyasi, ekonomik ve kültürel bir mücadele verilmesi gerektiğini anlatıp durdum'. Bendenizin dünya görüşünün, bu düşüncelerle bırakın yan yana gelmeyi, taban tabana zıt olduğu; Batı'yla kurulan ekonomik ilişkilerden bir işgal fikri çıkarmayacağım, ırkımı inkar etmeyip sevdiğim halde, siyasi ve sosyolojik anlamda bir ırk üstünlüğü fikrinin varacağı nihai menzilin faşizm olduğuna inandığım ortada, ama görünen o ki, artık Ergenekon davası süreciyle ilgili, bir özeleştiri gerekiyor.

Zira muhafazakar kesimden pek çok insanın, darbelerle mücadele ediyor görüntüsü veren geniş bir dindar toplumsal grubu, 'kurunun yanında yaş da yansın, mühim değil' saikiyle değil, ama ahlaklarıyla örnek teşkil eden bu grubun haksızlık yapmayacağına, 'Müslüman dostuna da, düşmanına da adaletlidir' düsturuna bağlı olduklarına duydukları inançla desteklediklerini zannediyorum -ki ben de bu grubun içindeyim-.

Şimdi şüphe içinde herkes. Zira aynı grubun asıl amacının darbelerle yüzleşmek olmayabileceği istifhamı zihinleri kemiriyor.

İnsanlar, eğer öyle olsaydı seçime üç ay kala algı yönetimi yoluyla beğenmedikleri siyasiyi beğendikleriyle değiştirmek üzere siyaset dizaynına girişmez; gözümüzün önünde olmuş, hepimize dokunmuş 28 Şubat darbesi suçlularını aramıza salmazlardı, diye düşünüyor. İnsanlar bugün, giderayak 'Hrant Dink davasını tamamlamak üzereydim, dosyayı benden aldılar' diyen savcının, korsan bildiri dağıtacak kudreti kendinde bulabilmişken, 7 yıldır Hrant Dink'in katillerini neden bulamadığı, sorusuna cevap arıyor.

Amacım, 'Ergenekon davası yeniden görülsün' ya da 'yok böyle bir örgüt' demek değil, bugün hukuk üzerinden yapılmaya çalışılan iktidar ve egemenlik mücadelesini gördükçe, bir zamanlar adaleti sağladığına ya da sağlayacağına inandığımız hukukun; kuruların yanında yaşları da yakmış olabileceğini teslim etmek. 'Hukuk yoluyla darbecileri tasfiye ediyoruz' diye yola çıkan ve neredeyse bütün ülkenin desteğini arkasına alanların, bugün önümüze serilen 'grup çıkarını tesis etmek için her yol mübahtır' şeklindeki davranış biçiminin geçmişte de mağdurlar yaratmış olabileceğini uyandığımızı söylemek.

Bu grup dışında kalan dindar-muhafazakar kesimin hissettiği şey mi: korkunç bir hayal kırıklığı, derin bir kandırılma hissi. Sadece kalpler kırılmadı ve sadece Ergenekon davasının üzerine geniş bir şüphe düşmedi; zarar o gruba da değdi; kamuoyunda 'devlet içinde paralel yapı' olduklarına yönelik yaygın bir kanaat oluştu. Ve bu, kolay silineceğe benzemiyor.
Değer miydi?

Not: Kendisi bu yazdıklarıma itiraz edecek olursa, ona yazdığım ve onun yazdığı yazıları burada yayınlayabilirim.

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön